Giriş
Ceza muhakemesi hukukunda özgürlüğü kısıtlayan tedbirlerin başında tutuklama gelse de, uygulamada bireylerin günlük yaşamını, aile birliğini, eğitim hakkını ve iş hayatını derinden etkileyen adli kontrol türlerinden biri de şüphesiz yurt dışına çıkış yasağıdır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 109. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde düzenlenen "yurt dışına çıkamamak" tedbiri, şüpheli veya sanığı cezalandırma amacı taşımayan geçici bir koruma tedbiridir.
1. Yurt Dışı Çıkış Yasağının Yasal Dayanağı ve Uygulama Şartları
Anayasanın 23. maddesi gereğince kişilerin yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararıyla sınırlandırılabilir. CMK’nun 109/1. maddesi gereğince tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama yerine adli kontrol kararı verilebilir. Yurt dışına çıkış yasağının hukuka uygun biçimde tesis edilebilmesi için üç temel şartın birlikte bulunması gerekir:
i. Kuvvetli Suç Şüphesini Gösteren Somut Deliller: Şüpheli veya sanığın suçu işlediğine dair yüksek ihtimali ortaya koyan, makul ve güncel deliller bulunmalıdır. Soyut iddialar veya istihbarat bilgileri tek başına yeterli değildir.
ii. Tutuklama Nedenlerinden En Az Birinin Bulunması: Sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı (CMK 100/2-a maddesi) ya da delilleri karartma riskinin bulunması (CMK’nun 100/2-b maddesi) şarttır. Salt iddia edilen suçun katalog suçlardan olması veya ceza miktarının yüksekliği tedbir için tek başına yeterli gerekçe sayılmamalıdır.
iii. Ölçülülük ve Orantılılık İlkesi: Anayasanın 13. maddesi ve CMK’nun 100/1. maddesi gereğince tedbir amaca ulaşmada elverişli, gerekli ve orantılı olmalıdır. Amaca daha hafif tedbirlerle ulaşılması mümkünse bu yasağa başvurulmamalıdır.
Öte yandan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.11.2020 tarihli 2020/3829 E., 2020/5436 K. sayılı ilamında açıkça vurgulandığı üzere, hakkında tutukluluk hâlinin devamına karar verilen bir sanık hakkında hem tutuklama ve hem de yurt dışına çıkış yasağı birlikte verilemez.
2. Cezanın İnfazını Güvence Altına Alma Amacının Yurt Dışı Çıkış Yasağında Öncelikli Gerekçe Olarak Kullanılamaması
Uygulamada yerel mahkemelerin, özellikle katalog suçlarda ve daha çok terör suçlarında alt sınırdan ceza tayin etseler bile, somut bir kaçma şüphesi ya da delil karartma ihtimalinin varlığı araştırmasına gerek görmeden “dosya kapsamı, ceza miktarı ve mevcut delil durumunu” gerekçe göstererek cezanın tamamlayıcı bir parçası gibi yurt dışına çıkış yasağı tedbirine başvurdukları görülebilmektedir. Bazen bu tedbire itirazların sonuçsuz kalması nedeniyle sanığın yıllarca süren bir seyahat özgürlüğü kısıtlamasına maruz kalabildiği görülmektedir. Mahkemelerin bu uygulamadaki temel saiki, sanığın verilen ceza nedeniyle yurt dışına kaçacağı endişesi ve/veya cezanın ilerideki infazını güvence altına alma saiki olarak değerlendirilse bile bu yaklaşımın ceza muhakemesi mevzuatı ve genel hukuk ilkelerine uygun düşmeyeceği açıktır.
Her ne kadar soruşturma evresinde soruşturmayı güvence altına almak ve akamete uğratmamak adına şüpheli hakkında tutuklamadan biraz daha hafif olan yurt dışı çıkış yasağı uygulaması makul karşılanabilir ise de; özellikle kovuşturma aşamasında sanığın savunması alındıktan ve deliller toplandıktan sonra yurt dışına kaçma ve delilleri karartma gibi bir endişe kalmamasına rağmen verilen cezanın bir parçası gibi tedbire başvurulması ölçülülük ilkesiyle bağdaşır bir uygulama sayılamaz.
Zira adli kontrol tedbiri bir 'infaz aracı' veya 'hükmün mütemmim cüzü' gibi değerlendirilemez. Geçici bir koruma tedbiri olan yurt dışına çıkış yasağının konuluş sebebi, henüz kesinleşmemiş bir yargılama sürecinde sanığın duruşmalara katılımını ve yargılamanın ilke olarak sağlıklı yürütülmesini sağlamaktır. Kesinleşmiş bir cezanın infazını sağlamak veya mahkûmiyeti peşinen güvenceye almak ise bu adli kontrolün amacı olamaz. Daha Yargıtay denetiminden geçmemiş, kesinleşmemiş bir hükmün infazını sağlama saikiyle seyahat hürriyetinin kısıtlanması, Anayasanın 38/4. maddesi ve AİHS'in 6/2. maddesinde güvence altına alınan suçsuzluk karinesini zedeleyen, kanun koyucunun iradesine ve adli kontrolün konuluş amacına aykırı bir yargılama faaliyeti sayılacaktır. Henüz hukuki denetim aşamasındaki bir dosyada, mahkemenin kendisini infaz mercii yerine koyarak "cezayı peşinen garantiye alma" adına adli kontrol tedbiri uygulaması, infaz rejiminin yetki alanına müdahale anlamı taşır.
Adli kontrol tedbiri uygulanırken soyut olarak cezanın miktarı veya ileride infaz edileceği ihtimali tek başına gerekçe yapılamaz. Yargılama boyunca tüm çağrılara uymuş, sabit ikametgâh sahibi bir sanık hakkında sırf verilen ceza miktarına bakılarak "ileride kaçabilir, infazı zora sokabilir" düşüncesiyle yasak uygulaması elbetteki hukuki olamaz.
3. Yurt Dışı Çıkış Yasağının Azami Süresi ve Düzenli İnceleme Aralıkları
CMK’nun 110/A maddesi (7331 sayılı Kanun m. 17) uyarınca adli kontrol tedbirlerine azami süre kısıtlamaları getirilmiştir.
Ağır ceza görevine girmeyen işlerde; en çok 2 yıldır (zorunlu hâllerde gerekçeli olarak 1 yıl uzatılabilir).
Ağır ceza görevine giren işlerde; en çok 3 yıldır. Zorunlu hâllerde uzatılabilir; ancak toplam uzatma süresi 3 yılı, TCK'da düzenlenen devletin güvenliğine/anayasal düzene karşı suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda 4 yılı geçemez. (Çocuklar bakımından bu süreler yarı oranında uygulanır).
Süre sınırlarının yanı sıra, CMK m. 109/4 gereğince mahkeme veya sulh ceza hâkimliği, adli kontrol tedbirinin devamının gerekip gerekmediğini en geç 4 aylık aralıklarla re'sen incelemekle yükümlüdür.
4. Pasaport Kanununun 22. Maddesi Çerçevesinde İdari ve Fiili Sonuçları
CMK’nun 109/3-a bendi gereğince verilen yurt dışına çıkış yasağı kararı, 5682 sayılı Pasaport Kanununun 22. maddesi gereğince doğrudan idari kısıtlamalar getirir.
Karar, UYAP üzerinden EGM Pasaport Şube Müdürlüğü ve hudut kapılarına bildirilir ve kişinin kaydına tahdit (şerh) konulur.
Tedbir süresince kişiye yeni pasaport verilmez; mevcut pasaportlarının geçerliliği askıya alınır.
Tedbir kararı kaldırıldığında ise sisteme işlenmesi gecikebildiğinden, mağduriyet yaşanmaması bakımından mahkemeden alınacak "adli kontrolün kaldırıldığına dair şerhli müzekkere" ile doğrudan Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şube birimlerine başvurularak tahdidin silinmesi takip edilmelidir. Daha öncesinde hakkında yurt dışına çıkış yasağı olan kişiler, haklarında halen böyle bir yasak uygulaması bulunup bulunmadığını her zaman ilgili Emniyet Müdürlüklerinin “Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele ve Hudut Kapıları Şube Müdürlüğü” ve bu şubeye bağlı “Hudut Kapıları Büro Amirliğinden” bizzat yazılı olarak başvurarak öğrenmeleri mümkündür.
5. Tedbire Uymamanın Hukuki Sonuçları (CMK 112. madde)
Mahkemece verilmiş yurt dışı yasağı kaldırılmadığı sürece bu karara uyulması zorunludur. CMK’nun 112. maddesi gereğince, adli kontrol yükümlülüklerini bilerek ve isteyerek yerine getirmeyen (yurt dışına çıkmaya çalışan) şüpheli veya sanık hakkında, dava istinaf veya temyiz aşamasında olsa dahi davayı gören ilk derece mahkemesi tarafından doğrudan tutuklama kararı verilebilir.
6. Yurt Dışı Çıkış Yasağı Kararına İtiraz ve Yasağın Kaldırılması Usulü
Mahkemece verilmiş yurt dışına çıkış yasağı tedbirine karşı şüpheli, sanık ya da müdafii tarafından CMK’nun 111/2. maddesi gereğince kararın tebliğ veya tefhiminden itibaren 2 hafta içinde kararı veren merciye itiraz edilebilir. Hâkim veya mahkeme Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra beş gün içinde bir karar verir.
Bundan başka CMK.’nun 110/3. fıkrası gereğince bu tedbirin kaldırılması, değiştirilmesi ya da bir süreliğine muaf tutulması her zaman ilgili mahkemesinden istenebilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.02.2014 tarihli, 2014/1494 E. ve 2014/2310 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere bu talep zamanaşımına veya süre engeline bağlı değildir.
Soruşturmada Kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararının (KYOK) verilmesi veya yargılamada beraat kararı verilmesi yada cezanın kesinleşerek infaza geçilmesi hâllerinde yurt dışı çıkış yasağı kendiliğinden sona erer.
Diğer yandan, Türkiye AİHS Ek 4 No'lu Protokol'ü onaylamadığı için AYM, seyahat özgürlüğüne yönelik yurt dışı yasağı başvurularını "konu bakımından yetkisizlik" gerekçesiyle kabul edilemez bulmaktadır. (örn: AYM 18.06.2026 tarihli ve B.N: 2022/87365 S.Kural kararı). Bu nedenle hak ihlali incelemeleri seyahat özgürlüğü üzerinden değil; uzun süreli kısıtlamaların aile birliğini ve özel hayatı zedelediği durumlarda özel ve aile hayatına saygı hakkı, ya da yurt dışındaki eğitime engel olması hâlinde eğitim hakkı gibi tedbirin doğrudan etkilediği diğer anayasal haklar üzerinden yapılmalıdır. Başvurucu sözkonusu haklarının ihlal edildiğini savunurken başvurusunda gitmek istediği ülke ile güçlü mesleki bağlarının olduğunu ya da yurt dışına çıkmasının kişisel, ailevi, ekonomik veya mesleki bağlamda ilgisini net olarak ortaya koyan argümanları göstermesi gerekir.(B.N:2022/87365 §14)
Sonuç
Yurt dışına çıkış yasağı, ceza muhakemesinde geçici bir güvenlik tedbiri olup hiçbir surette peşin bir cezalandırma aracına ya da infaz güvencesine dönüştürülmemelidir. Somut kaçma olguları gösterilmeden, salt ceza miktarına veya suçun niteliğine dayanılarak verilen ve uzun süre devam ettirilen kararlar hak ihlali ve manevi tazminat konusu olabilir. Söz konusu tedbire karşı somut ailevi, eğitimsel ve hukuki gerekçeler gösterilmek suretiyle her zaman mahkemesinden tedbirin kaldırılması, değiştirilmesi ya da bir süreliğine muaf olunması talebinde bulunulabilir.