TAZMİNAT DAVALARINDA CENİNİN TARAF EHLİYETİ, MİRAS HAKKININ KORUNMASI VE TEMSİL ESASLARI
Giriş
Haksız fiilden ve iş kazalarından meydana gelen ölüm olayları, geride kalan yakınları için telafisi imkansız zararlar doğurduğu tartışmasızdır. Bu zararların tazmininde doğmamış çocuğun (ceninin) haklarının korunması ve maddi ve manevi tazminat davalarının sujesi olabilmesi sair hak ve fiil ehliyetine sahip kişilere göre farklılık göstermektedir. Uygulamada az rastlansa da doğmamış çocuğun (cenin) açılacak maddi (destekten yoksun kalma) ve manevi tazminat davalarında taraf olma ehliyeti Türk Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatları ile kesin ve belirleyici çözüme kavuşturulduğu söylenebilir. Bu yazıda, haksız fiil anında ana rahminde bulunan ceninin hak sahipliği, sağ doğum şartının hukuki niteliği ve dava açma usulleri, temsil yetkisinin (vekâletnamenin) nasıl belgelendirileceği ve ceninin üst zümrelerin haksız mirasçılığına karşı nasıl korunacağı hususları incelenecektir.
I. Ceninin Hak Ehliyeti, Sağ Doğum Şartı ve Maddi-Manevi Tazminat Davalarında Taraf Sıfatı
Hukukta ve tıp biliminde cenin, döllenme anından başlayarak tam ve sağ doğumun gerçekleştiği ana kadar geçen süreçte ana rahminde (anne karnında) bulunan canlı varlığı, yani henüz doğmamış çocuğu ifade eder.
Tazminat ve miras hukuku bakımından ceninin en temel özellikleri şunlardır:
Askıda (Koşullu) Kişilik: Normal şartlarda kişilik tam ve sağ doğumla başlar. Ancak cenin, sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren geriye etkili olarak hak ehliyeti (medeni haklardan yararlanma yetkisi) kazanır.
Hak Sahipliği: Henüz dünyada olmasa bile babasının ölümü durumunda maddi (destekten yoksun kalma) ve manevi tazminat isteme hakkı ile babasının mirasçısı olma hakkına yasal olarak sahiptir.
Türk Medeni Kanununun 28. maddesinin 1. fıkrasına göre kişilik sağ olarak doğumla başlar ve ölümle son bulur. Ancak kanun koyucu, bu kuralın tek istisnasını cenin için öngörmüştür. TMK’nun 28/2. fıkrası gereğince; “Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde edecektir.”
Yargıtay yerleşik içtihatlarında vurgulandığı gibi ceninin medeni haklardan yararlanma ehliyeti (hak ehliyeti) geciktirici koşula bağlı bir ehliyettir. Kural olarak bu ehliyet ceninin tam ve sağ doğumuyla gerçekleşse de, hükümlerini geriye etkili olarak çocuğun ana rahmine düştüğü günden itibaren doğurur.
A. Haksız Fiil Tarihinde Cenin Olma Şartı
Cenin adına maddi ve manevi tazminat talep edilebilmesi için en temel unsur, haksız fiilin -örneğin babanın bir maden kazasında ölümünün- gerçekleştiği tarihte çocuğun ana rahmine düşmüş olması gerekir.
NitekimYargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.02.2020 tarihli, 2019/4760 E. ve 2020/1421 K. sayılı ilamında bu husus tartışmaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmiştir. Daire bu içtihadında, ölümle sonuçlanan haksız fiilden 1 yıl 7 ay 20 gün sonra doğan bir çocuk için açılan manevi tazminat davasında, çocuğun tıp bilimine göre haksız fiil tarihinde henüz ana rahmine düşmüş sayılamayacağından dolayı manevi tazminat talep etme hakkının olmadığı sonucuna varmıştır:
“Haksız fiil tarihindeki cenin sağ olarak doğmak koşuluyla haksız fiil nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Bunun sonucunda haksız fiil tarihinde ceninin ana rahmine düşmüş olması halinde ancak bu haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminata hak kazanacaktır... haksız fiil tarihinde henüz ana rahmine düşmemiş olduğundan dolayı ceninin haksız fiil nedeniyle manevi tazminat talep etme şartlarını taşımadığı ortadadır. Bu nedenle davacı ... yönünden manevi tazminat talebinin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir..”
Bu karara göre, eğer kazaen ölüm anında çocuk anne karnındaysa hak sahibi olur. Ancak kaza anından sonra ana rahmine düşmüşse haliyle çocuk ölen babaya ait olamayacağı için babanın ölümünden kaynaklı tazminat davasının tarafı olamaz.
B. Sağ Doğmayan (Düşük veya Anne Karnında Ölen) Çocuğun Anne Babaya Destek Olacağı Düşünülemez
Ceninin tazminat haklarının geriye etkili olarak hüküm doğurabilmesinin tek ve vazgeçilmez şartı sağ doğmaktır. Eğer cenin sağ doğmazsa (düşük gerçekleşirse veya anne karnında vefat ederse), hiçbir zaman kişilik ve hak ehliyeti kazanamaz. Kişilik kazanamayan bir varlığın ise ana-babaya ileride bir destek sağlaması hukuken farazi olarak dahi düşünülemez.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bu konudaki tespiti şöyledir:
Yargıtay 4. HD, 03.02.2011 T., 2010/1601 E. - 2011/1045 K. sayılı ilamında; doğum sırasındaki hatalı tıbbi müdahale nedeniyle bebeğin anne karnında öldüğü olayda, anne ve babanın destekten yoksun kalma tazminatı talebi incelenmiş ve “Annesinin karnında iken ölen cenin, sağ olarak doğmadığı için kişilik kazanamamıştır. Kişilik kazanamadığından hak ehliyeti de bulunmayan ceninin ileride davacılara destek olacağı düşünülemez.” denilerek destek tazminatı isteminin reddi gerektiğine hükmedilmiştir.
Yargıtay 4. HD, 16.06.2010 T., 2009/11806 E. - 2010/7278 K. sayılı ilamında ise dava, trafik kazası nedeniyle, davacılardan ...’in düşük yapmasından dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesine ilişkindir. Meydana gelen trafik kazası nedeniyle 13 haftalık hamile olan davacı kadın düşük yapmıştır. Davacılar doğacak olan çocuklarını kaybetmeleri nedeniyle onun desteğinden yoksun kaldıklarını belirterek, davalıların maddi ve manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarını istemişlerdir. Mahkeme davalının tam kusurlu olduğunu kabul ederek davacıların taleplerinin kabulüne karar vermiştir.
Ancak 4. Daire kararında; “Destekten yoksun kalma tazminatının yasal dayanağı Borçlar Yasası'nın 45. maddesi olup aynı maddenin 2. fıkrası gereğince ölenin yardımından yoksun kalanların zararının da karşılanması gerekir. Destek kavramı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi umulan bir bakım ilişkisini gösterir. Eylemli ve düzenli olarak bir kimsenin geçiminin bir bölümü veya tümünü sağlayacak biçimde ona yardım eden veya olayların olağan akışına göre eğer ölüm meydana gelmeseydi az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kişi destek sayılır. İlk durumda eylemli destek, ikinci durumda ise varsayılan (farazi) destek kavramı söz konusudur.” diyerekkişilik kazanamadığından hak ehliyeti de bulunmayan ceninin ileride davacılara destek olacağının da düşünülemeyeceğini bu sebeple davacılar lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilemeyeceğini bildirmiştir.
II. Ceninin Haklarının Korunmasında Maddi Manevi Tazminat Davası Açma Usulleri
Yargıtay içtihatları ve uygulamaya göre kural olarak kaza anında ana rahminde olan cenin adına sağ doğması şartıyla maddi ve manevi tazminat davası açılabilecektir. Ancak cenin henüz doğmadığı için taraf ve dava ehliyeti askıdadır. Bu durumda uygulamada iki farklı yol bulunmaktadır:
1- Doğum Beklenmeden Temsil Kayyımı Atanması ve Akabinde Davanın Açılması
Zamanaşımının yakın olması veya davanın geciktirilmeden açılmak istenmesi durumunda tercih edilebilecek bir yoldur. TMK’nun 426/1-c fıkrası uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinden cenine bir temsil kayyımı atanması istenir. Atanan kayyım, aldığı yetki belgesiyle tazminat davasını cenin adına açar. Mahkeme, çocuğun sağ doğup doğmadığını bekler; sağ doğumla birlikte kayyımlık biter, velayet hakkı gereği anne davaya velayeten devam eder.
2- HMK’nun 77. maddesi Gereğince Doğrudan Dava Açılması ve Doğumun Bekletici Mesele Yapılması Yolu
Temsilci atanması süreciyle uğraşmadan doğrudan maddi (destekten yoksun kalma) ve manevi tazminat davası açılabilmesi de mümkündür. HMK.’nun 77. maddesi gereğince, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde temsil belgesi (kayyım kararı veya doğum belgesi) olmaksızın dava açılması mümkündür. Açılacak bu tür dava dilekçesinde davacı olarak "Sağ doğmak şartıyla cenin" gösterilir ve mahkemeden, gebeliğin tamamlanmasının ve sağ doğumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin HMK’nun 165. maddesi gereğince bekletici mesele yapılması talep edilir. Çocuk sağ doğduğu an yasal temsil eksikliği (velayet ilişkisiyle) kendiliğinden tamamlanmış olur.
III. Cenin Lehine Tazminat Taleplerinde İleri Sürülecek Hukuki Sebepler
Cenin adına açılacak davada mahkemenin esasa girip tazminata hükmedebilmesi için, dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki gerekçelerinin somutlaştırılması gerekir.
A. Maddi Tazminat (Destekten Yoksun Kalma) Davası İçin Gösterilebilecek Hukuki Sebepler:
1- Varsayılan (Farazi) Destek İlişkisi:
Destek ilişkisinin kurulması için eylemli bir bakımın kaza anında başlamış olması gerekmez. Babasını hiç görmeyen çocuk için de babanın ilerideki "varsayılan" desteği esastır. Baba yaşasaydı, gelirinden belli bir oranı (aktüeryal hesaplamalara göre) doğacak çocuğunun bakım, iaşe ve eğitim giderleri için ayıracaktı.
2- Kariyer ve Eğitim Süresince Destek: Çocuğun doğduğu andan itibaren, eğitim hayatının sonuna kadar (kız çocuklarında evlenene kadar veya 22-25 yaşına, erkek çocuklarında ise eğitim durumuna göre 18-22 yaşına kadar) babanın bakım yükümlülüğü ve maddi desteği hukuken devam edecekti. Kazayla birlikte bu hak tamamen ortadan kalkmıştır.
3- Miras Payından Bağımsızlık: Destekten yoksun kalma tazminatı mirasçılık sıfatından bağımsız, haksız fiile dayalı şahsi bir haktır. Dolayısıyla miras haklarının varlığı, ceninin bu maddi tazminatı almasına engel teşkil etmez.
B. Manevi Tazminat Davası İçin Gösterilebilecek Hukuki Sebepler:
1- Babasız Büyümenin Psikolojik Etkisi: Çocuğun babasız büyüyecek olması, hayatı boyunca babalık şefkatinden mahrum kalması ve bu durumun çocukta yaratacağı derin ruhsal travma, elem ve keder manevi tazminatın asıl gerekçesidir.
2- Kaza Anındaki Aile Bağının Zedelenmesi: Haksız fiilin gerçekleştiği tarihte çocuk anne karnında olsa bile, aile birliğinin babanın ölümüyle sarsılması nedeniyle doğrudan zarar gören sıfatına sahiptir.
3- Manevi Huzurun Tesis Edilmesi: Hükmedilecek manevi tazminat, babanın yokluğunun yarattığı ruhsal yıkımı tamamen gidermese de çocuğun gelecekteki gelişiminde ve yaşam konforunda bir nebze olsun manevi huzur sağlama işlevi taşıyacaktır.
IV. Cenin Adına Açılacak Bir Tazminat Davasında Dilekçeye Eklenmesi Gereken Belgeler
Davanın usulden reddedilmemesi, illiyet bağının ıspatlanması ve tazminat miktarının doğru hesaplanabilmesi için dava dilekçesine eklenmesi gereken önemli belgeler şöyle sıralanabilir:
1- Gebelik Durumunu Gösterir Resmi Sağlık Kurulu Raporları: Kazanın meydana geldiği tarihte annenin hamile olduğunu, gebelik haftasını ve tahmini doğum tarihini gösteren hastane epikriz raporları (taburcu hekim raporu) ve ultrason çıktıları (Ceninin haksız fiil tarihinde var olduğunu ispat etmek için gereklidir).
2- Müteveffa Babaya Ait Ölüm Belgesi ve Veraset İlamı: Babanın kaza sonucu öldüğünü gösteren resmi kayıtlar ile mevcut mirasçılık belgesi.
3- Kaza Tespit Tutanakları ve İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Müfettiş Raporları: Kazasının nasıl gerçekleştiğini ve davalı şirketin iş sağlığı ve güvenliği ihlallerini (kusurunu) ortaya koyan resmi evraklar.
4- Müteveffa Babanın Gelir Belgeleri/Bordroları: Destekten yoksun kalma tazminatının (maddi tazminat) hesabı için babanın kaza tarihindeki fiili kazancını gösteren belgeler.
5- Vekâletname ve (Varsa) Kayyımlık Kararı: Ahzu kabz yetkili, cenini kapsayan özel ibareli noter vekâletnamesi ve/veya Sulh Hukuk Mahkemesinden alınmış Kayyım Atama Kararı.
V. Miras Hukukuna Göre Ceninin Üst Zümreye Karşı Korunması
Türk Medeni Kanunundaki yasal mirasçılık sistemine (zümre sistemine) göre birinci zümre (altsoy/çocuklar) varken, ikinci zümrenin (ölenin anne ve babasının) mirasçılık hakkı bulunmamaktadır. Ancak cenin henüz doğmadığı ve nüfusa tescil edilmediği için, kaza veya haksız fiil sonrası çıkartılan ilk mirasçılık belgesinde (veraset ilamı) çocuksuz görünen murisin mirasçıları olarak hamile eş (anne) ile ölenin anne-babası yer alır. Bu durum, ceninin miras haklarına yönelik önemli sayılabilecek bir tehdit oluşturabilir. Böyle bir durumda ceninin miras haklarının korunması bakımından şu hukuki adımların atılması gerekebilir:
A. Terekenin Korunmasına Yönelik Önlemler (TMK m. 589 - 590)
Çocuk henüz doğmadan önce, mirasçı sıfatıyla görünen ölenin anne ve babasının tereke mallarını (ev, araç, banka hesapları vb.) devretmesini veya harcamasını engellemek için Sulh Hukuk Mahkemesinden “terekenin defterinin tutulması ve korunması önlemleri” talep edilebilir. TMK’nun 590/1-3. bentleri gereğince mirasçılardan birinin cenin olması durumunda bu önlemlerin alınması yasal bir zorunluluktur.
B. Mirasçılık Belgesinin İptali Davası
Mirasçılık belgeleri kesin hüküm teşkil etmediğinden her zaman iptali mümkündür. Sağ doğum gerçekleştikten sonra, anne velayeten Asliye Hukuk Mahkemesinde Mirasçılık Belgesinin İptali Davası açar. Mahkeme, çocuğun sağ doğmasıyla hak ehliyetini babanın ölüm anına kadar geriye etkili kazandığını gözeterek, ölenin anne-babasının mirasçılığını iptal ederek yeni mirasçıların yalnızca eş (anne) ve yeni doğan çocuk olduğunu tescil eder.
C. Miras Sebebiyle İstihkak Davası (TMK 637 m.)
Eğer ölenin anne-babası, doğum gerçekleşmeden önce aldıkları bir veraset ilamına istinaden terekeden pay sahibi olmuşlar, bankadaki paraları çekmiş veya mal kaçırmışlarsa; sağ doğan çocuk adına açılacak Miras Sebebiyle İstihkak veya Sebepsiz Zenginleşme Davası ile bu payların faiziyle birlikte çocuğa iadesi istenebilir. Ayrıca bu durum tazminat davasında da bekletici mesele yapılarak, destekten yoksun kalma tazminatının ölenin anne-babası dışlanarak sadece anne ve çocuk üzerinden hesaplanması sağlanabilir.
VI. Ceninin Haklarının Savunulmasında Vekâletname Düzenleme Esasları
Uygulamada karşılaşılabilecek ve örneği az görülen sorunlardan biri de cenin adına açılacak tazminat davası için vekâletname düzenleme şeklidir. Cenin henüz doğmadığı için bir nüfus kaydı ve T.C. kimlik numarası bulunmamaktadır. Dolayısıyla noterlik sisteminde doğrudan bir "müvekkil" olarak tanımlanamaz. Bu sorun annenin velayet ve temsil yetkisinin "geciktirici koşula bağlı" olma durumuna göre çözülür.
Cenin adına henüz kimlik olamayacağı için annenin vekâletname için notere kendi kimliği ile başvuracağı açıktır. Ancak vekâletname tanzim edilirken, annenin yalnızca kendi adına asaleten vekalet vermesi yeterli olmayıp, metne cenini de kapsayan özel bir temsil şerhi ekletmesi gerekir. Noterden; eşin ölümü nedeniyle kendi adına asaleten ve kaza tarihinde rahminde bulunan, TMK m. 28/2 uyarınca sağ doğmak şartıyla hak ehliyetine sahip cenin (müstakbel doğacak çocuk) adına velayeten/temsilen...” vekâletname istenir. Vekâletnamede ahzu kabz, sulh, ibra, kabul ve feragat yetkilerinin de olmasında yarar vardır.
Eğer vekâletnameye cenin için "velayeten" ibaresinin yazdırılması mümkün olmazsa bu durumda annenin ahzu kabz yetkili genel dava vekâletnamesi vermesi de dava açması için yeterli sayılır. HMK’nun 77. maddesi gereği doğrudan açılacak davada doğum bekletici mesele yapıldığında, çocuk sağ doğduğu an velayet zaten kendiliğinden anneye geçer. Doğum belgesi mahkemeye sunulduğunda artık mevcut genel vekâletname otomatik olarak çocuk adına da geçerlilik kazanır. Çünkü velayet doğumla annede olacağı için anne bu yetkiye istinaden avukatına tam yetki vermiş sayılır.
Özetle; yasal mevzuat ve yerleşik Yargıtay içtihatları, ana rahmindeki cenini haksız fiil sorumlularına ve hatalı miras paylaşımı risklerine karşı korumasız bırakmamıştır. Ancak bu korumanın fiilen hayata geçebilmesi; usuli adımların titizlikle atılmasına, gebelik durumunu ve illiyet bağını gösteren tıbbi delillerin (özellikle hastane epikriz raporlarının) eksiksiz sunulmasına ve doğum gerçekleştikten sonra miras paylarının süratle düzeltilmesine bağlıdır. Ceninin haklarının savunulması, zamana bırakılacak pasif bir süreç değil; aktif, dinamik ve yüksek hukuki özenle yönetilmesi gereken hassas bir süreç yönetimidir.