Yargı Kalemi
İcra ve İflas

İlamlı İcrada Teminatın Nemalandırılması: İcra Müdürlüklerinin Duraksamaları ve Anayasal Pozitif Yükümlülükler

İlamlı İcrada Teminatın Nemalandırılması: İcra Müdürlüklerinin Duraksamaları ve Anayasal Pozitif Yükümlülükler

Giriş

İlamlı icra takiplerinde borçlunun en temel ve yasal haklarından biri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 36. maddesi uyarınca tehiri icra (icranın geri bırakılması) kararı alabilmek için icra veznesine nakdi teminat depo etmesidir. Ancak kanun yoluna (istinaf veya temyiz) başvuru aşamasında geçen uzun yargılama süreçlerinde, icra dairesi hesabında vadesiz bekletilen bu para enflasyon karşısında erimekte ve yatıran aleyhine ciddi hak kayıplarına yol açmakta ve dolayısı ile mülkiyet hakkı ihlaline sebep olmaktadır.

Uygulamada icra dairleri, teminatın vadeli mevduat hesabına yatırılarak nemalandırılması ve faiz işletilmesi taleplerini çoğu zaman; "İİK m. 134/1 uyarınca yalnızca ihale bedelinin nemalandırılacağına dair açık hüküm bulunduğu, bunun dışındaki teminat ve sair paraların nemalandırılmasına ilişkin mevzuatta yasal bir düzenleme yer almadığı ve Yargıtay/BAM uygulamasında olumlu karar bulunmadığı..." gerekçeleriyle reddetmektedir.

İcra Hukuk Mahkemeleri de yapılan şikâyet başvurularını çoğu defa katı ve kazuistik yaklaşımlarla reddebilmektedir. Ancak Anayasal ilkeler ve adalet duygusunu esas alıp mağduriyetlerin giderilmesi adına lehe karar veren mahkemelerin giderek artmakta olduğu hususu da bir gerçektir. Fakat gene de lehe verilen kararların istisna kaldığı bir vak’adır.

Anayasanın 35. Maddesindeki Mülkiyet Hakkı ve Mülkiyetin Semerelerinden Yararlanma İlkesi Kapsamında Durumun Değerlendirilmesi

Mülkiyet hakkı (Anayasa m. 35), malike eşyayı/parayı kullanma, tasarruf etme ve onun semerelerinden (ürünlerinden) yararlanma yetkisi tanır. TMK’nun 685/1. maddesinde yer alan "Bir şeyin maliki, onun ürünlerinin de maliki olur" ilkesi uyarınca, devlete veya icra dairesine depo edilen nakdi teminatın mülkiyeti borçluda kalmaya devam eder; mülkiyet el değiştirmez.

Paranın bir banka hesabında tutulması neticesinde elde edilecek faiz veya nema, paranın hukuki semeresidir. İcra dairesi hesabında duran paranın mülkiyeti devlete veya alacaklıya geçmediğine göre, bu durumda paranın semeresinden yararlanma hakkı da doğrudan malikine (borçluya) ait olacaktır. Paranın vadeli hesapta değerlendirilmeyerek vadesiz hesapta atıl bırakılması, malikin mülkünün semeresinden mahrum bırakılması anlamına gelir.

Anayasa Mahkemesi Kararları Ve Devletin Pozitif Yükümlülüğü Çerçevesinde Olayın Değerlendirilmesi

İcra müdürlüklerinin ve mahkemelerin dayandığı bir diğer gerekçe olan 492 sayılı Harçlar Kanununun 36. maddesinde yer alan ve adli/idari mercilerce bankaya yatırılan paralardan elde edilen faiz ve menfaatlerin devlete ait olacağını yönündeki kural ve düzenleme, Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2023/48 E. - 2023/72 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı 04.05.2023 tarihli ve 32180 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

AYM gerek bu kararında ve gerekse bu kararında atıf yaptığı mülkiyet hakkına ilişkin bireysel başvuru içtihatlarında şu hususları vurguladığı görülmektedir:

  • Devletin Pozitif Koruma Yükümlülüğü: Kamu otoritelerinin (icra dairelerinin) kontrolü altında bulunan nakit paranın yüksek enflasyon karşısında değer kaybettirilmeden muhafazası, devlete yüklenmiş anayasal bir pozitif yükümlülüktür. (2023/48-72 E.K. 16. paragraf),(AYM B.N:2014/6577 F.Yıldırım kararı; paragraf 60-63).

    Tasarruf Yetkisinin Kısıtlılığı: Borçlu veya alacaklının, icra veznesine yatırılan para üzerinde yargısal başvuru süreci boyunca bizzat tasarruf etme veya enflasyondan koruyucu tedbir alma imkânı yoktur. Para üzerinde tasarruf yetkisini elinde bulunduran yegâne merci icra dairesidir. (2023/48-72 E.K. 8. paragraf)

    İdarenin Basit Bir Tedbir Alma Mükellefiyeti: İcra müdürlüğünün parayı vadesiz hesap yerine vadeli mevduat hesabında tutması, idareye olağan dışı bir külfet yüklemeyen oldukça basit bir idari tedbirdir. Bu basit tedbirin alınmaması, mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma pozitif yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğuracaktır. (2023/48-72 E.K. 16. paragraf), (AYM B.N:2014/6577 F.Yıldırım kararı; paragraf 60-63).

Bu genel ilke ve belirlemeler çerçevesinde icra veznesine yatırılan teminatların nemalandırılması konusunda bir duraksama yaşanmaması gerekir.

Açıkça Bir Kanuni Düzenleme Bulunmadığı Gerekçesinin Kabul Edilemezliği

İcra müdürlüklerinin talebin reddi yönünde kullandıkları yaygın gerekçe; İİK’nun 134/1. maddesindeki ihale bedelinin nemalandırılacağının açıkça yazılı olduğu, ancak tehiri icra teminatları için benzer bir cümlenin yer almadığı şeklindedir. Oysa bu gerekçenin AYM’nin yukarıda sözü geçen ihlal kararları çerçevesinde tutarlı olmadığı ve hak kayıplarına yol açtığı kesindir. İcra dairelerinin olumsuz işlemleri ve bu işlemleri uygun bulan mahkeme gerekçeleri şu sebeple yerinde değildir:

İcra ve İflas Kanununda nakit teminatın nemalandırılmasını yasaklayan veya engelleyen herhangi bir pozitif yasal düzenleme yer almamaktadır. İİK’nun 134/1. maddesinde tehiri icra teminatlarının nemalandırılacağına ilişkin somut bir düzenlemenin yer almamasının, nemalandırma yapılmasının yasaklandığı anlamı taşımadığı sabittir. Yani kanunda açıkça nemalandırma yapılacağına dair somut bir düzenleme yoksa da böyle bir işlemin yasaklandığına ilişkin de somut düzenleme mevcut değildir.

Kanunda açıkça bir düzenleme olmadığına göre böyle bir işlem de yapılamaz şeklindeki kazuistik yaklaşım ciddi hak kayıplarına yol açacağı gibi bu türden bir yaklaşımın sergilenmesi TMK’nun 1 ve 4. maddelerine uygun bir davranış olamaz. Zira anılan TMK’daki genel düzenleme çerçevesinde hâkim ve uygulayıcının, kanundaki boşlukları hakkaniyete ve hukukun genel ilkelerine göre doldurması gerekir.

Kaldı ki teminatın vadeli hesapta nemalandırılması hem borçlunun ve hem de takibin sonunda alacağına kavuşacak olan alacaklının menfaatinedir. Vadesiz duran paranın enflasyon karşısında değer kaybetmesi salt tarafların karşılıklı mağduriyet sebebidir.

Nitekim emsal Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında (örneğin İstanbul BAM 22. Hukuk Dairesinin 2022/1873 E. sayılı kararında ve azımsanmayacak yerel mahkeme kararlarında da) "yasada icra dosyasındaki sair paraların nemalandırılmasına ilişkin engel bir hüküm bulunmadığı ve nemalandırmanın tarafların menfaatine uygun olduğu" gerekçesiyle icra müdürlüklerinin talebin reddi yönündeki işlemleri ya da yerel mahkemenin işlemi uygun bulan kararları kaldırılmaktadır ki bu sevindirici bir durumdur.

Sonuç ve Değerlendirme

İcra müdürlüklerinin mülkiyet hakkını gözardı eden, pasif ve kazuistik "yasal düzenleme yok" şeklindeki yaklaşımlarını terk etmeleri hukuki bir zorunluluktur. Yargı organlarının ve cebri icra memurlarının görevi, kişiye ait parayı icra kasasında vadesiz bekleterek enflasyon karşısında dolaylı da olsa mağduriyete yol açmak değil; Anayasanın 35. maddesi ve AYM’nin bağlayıcı kararları karşısında mülkiyetin değerini koruyacak basit tedbirleri re'sen veya talep üzerine almak olmalıdır.

İcra mahkemelerinin vatandaşın Anayasal haklarını koruyan yaklaşımla verdikleri emsal kararları, adalete olan güvenin perçinlemesi adına son derece kayda değerdir. Temennimiz, idari belirsizliklerin tamamen ortadan kaldırılması adına bu konuda yasal düzenlemenin bir an önce yapılması; bu süre zarfında icra dairelerinin de duraksamalara yer vermeden nemalandırma taleplerini kabul etmesidir. 

Katıl

Yorumunuzu paylaşın veya soru sorun.

Yorumunuz bize ulaşır; okuyup değerlendirdikten sonra yazının altında paylaşırız.
Sorunuz bize ulaşır; uygun görülürse yanıtıyla birlikte bu sayfada paylaşılır.
Tüm Yazılara Dön