Yargı Kalemi
Anayasa Mahkemesi

Cezaevlerinde Telefon Görüşmelerinin Kaydı Anayasaya Aykırı mı? AYM Kararı ve Tazminat Riski

Cezaevlerinde Telefon Görüşmelerinin Kaydı Anayasaya Aykırı mı? AYM Kararı ve Tazminat Riski

Giriş

Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların dış dünya ve aile bireyleriyle iletişim kurması, insan onurunun ve sosyal bağların sürdürülebilmesinin temel unsurlarından biridir. Anayasa Mahkemesi (AYM), 05.05.2026 tarihli ve 2024/26472 başvuru numaralı Nasuh Sert kararı ile cezaevlerinde Akıllı Teknolojilerin Ceza İnfaz Kurumlarına Entegrasyonu Projesi (ACEP) kapsamında kurulan sesli ve görüntülü görüşme sistemi üzerinden mahkûmların yaptıkları telefon görüşmelerinin düzenli şekilde dinlenilmesi ve kayda alınmasını haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliğinin ihlali sebebi saymıştır. AYM bu kararında, Eşref Köse (B.N.2017/38098) kararına atıf yaparak mahpusların yaptıkları görüşmelerin sosyal hayatın ve aile birlikteliğinin devamını sağlamaya yönelik olduğunu, görüşmelerde mahremiyetin sağlanmasına ilişkin beklentilerinin makul ve haklı olduğunu vurgulamıştır.

Somut olayda, Tarsus 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun dış dünyayla iletişimini sağlayan sesli ve görüntülü telefon görüşmelerinin kurum idaresi tarafından dinlenerek kaydedildiği, dolayısıyla denetlendiği ve anılan bu denetleme şeklinin başvurucunun özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına ve haberleşme hürriyetine müdahale oluşturduğu kabul edilmiştir (N. Sert, § 19).

AYM, haftalık telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve kayda alınmasına dair 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 66. maddesi ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 74/2-g ve 74/3. maddelerinde bir düzenleme mevcut ise de, bu düzenlemenin Anayasanın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarını karşılamadığı, keyfiliği önler biçimde olmadığı sonucuna varmıştır (N. Sert, § 20, 21, 22).

Yüksek Mahkeme, kanunla bu konuda bir sınırlama getirilecekse bu düzenlemenin ulaşılabilir olması gerektiğini, böyle bir hukuk kuralının varlığından ilgililerinin haberdar edilmesini, ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma içermesini, yetkili makamlara verilen yetkinin kapsam ve uygulanış biçimlerinin yeterli bir açıklık ve netlikte olması gerektiğini vurgulamıştır (N. Sert, § 24, 25).

Anayasa Mahkemesi kararında, suçun niteliğine veya kişinin tutuklu ya da hükümlülük statülerine bakılmaksızın tüm telefon görüşmelerinin toptancı bir yaklaşımla ve sistematik olarak kaydedilmesi eleştirilmiştir. Verilerin ne kadar süre saklanacağı, üçüncü kişilerin erişim şartları, hangi mercilerle paylaşılabileceği ve mahremiyetin korunması hususlarında açık kuralların bulunmadığına dikkat çekilmiştir. İdarenin takdir yetkisini sınırlayan ve keyfîliğe karşı yeterli güvence sağlayan yasal çerçeveden yoksun olan mevcut uygulamanın, Anayasanın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetini ihlal ettiğine karar verilmiştir (N. Sert, § 31, 32).

AYM’nin “Kapalı Görüşlerin Dinlenmesine” Dair Eşref Köse Kararındaki Benzerlikler:

Anayasa Mahkemesi daha önce 03.06.2020 tarihli ve 2017/38098 numaralı “Eşref Köse” başvurusunda da benzer gerekçelerle cezaevinde kapalı görüşlerin teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasının özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetini ihlal ettiğine karar vermişti. AYM, başvuru tarihi itibarıyla kapalı görüşlerin dinlenip kayda alınmasının Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan kısıtlamanın kanunilik ve ölçülülük ilkesini karşılayacak biçimde yasal bir düzenlemeye sahip olmadığını vurgulamıştı. Keza o kararında, kanunilik ilkesinin karşılanması için kanuni düzenlemenin öncelikle yeterince açık ve öngörülebilir olması, keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlaması gerektiği dile getirilmişti (E. Köse, § 70, 71, 72).

Ziyaret ve konuşmaların kayda alınmasının yetkili makamların takdir ve inisiyatifine bırakılmasının keyfiliğe yol açabileceği endişesiyle işlemin sınırlarının bağlayıcı biçimde kanunla çizilmesi gerektiği vurgulanmış; görüşmelerin kayıt altına alınmasının oldukça ağır bir müdahale olduğu nazara alınarak uygulamanın ancak son çare olarak başvurulabilecek bir tedbir olması gerektiği belirtilmiştir (E. Köse, § 65, 68).

AYM’nin Köse Kararı Sonrası Yapılan Mevzuat Düzenlemesi

AYM’nin kapalı görüşlerin telefondan geçirilerek sistematik şekilde dinlenmesi ve kaydedilmesinin anayasal hak ihlali oluşturduğuna dair kararı üzerine yasama organı, 17.06.2021 tarihli ve 7328 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 83. maddesine dördüncü fıkrayı eklemiştir. Bu fıkra şu şekildedir:

(4) (Ek:17/6/2021-7328/8 md.) Önceden bilgilendirilmek suretiyle, kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan ve terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkûm olan veya tehlikeli hâlde bulunan ya da dışarı ile iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği değerlendirilen hükümlülerin birinci ve ikinci fıkra kapsamındaki kişilerle yapacakları görüşmeler, kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla kurum yönetimi tarafından dinlenebilir ve elektronik cihazlar da dâhil olmak üzere kaydedilebilir. Bu fıkra uyarınca tutulan kayıtlar, amacı dışında kullanılamaz ve kanunda açıkça belirtilen hâller dışında hiçbir kişi veya kurumla paylaşılamaz. Bu kayıtlar herhangi bir soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmemiş ise en geç bir yıl sonunda silinir. Silme işlemi Cumhuriyet savcısı tarafından denetlenir.”

Bu fıkra ile kapalı görüşmelerin kaydedilmesine ilişkin kanuni dayanak üretilmiş; ayrıca bu kayıtların amacı dışında kullanılamayacağı, bir soruşturma veya kovuşturmaya konu edilmemişse en geç bir yıl sonunda silineceği ve denetleneceği hükme bağlanarak ihlal kararındaki kriterler karşılanmıştır.

Anayasa Mahkemesi benzer şekilde bu kez de haftalık telefon görüşmelerin dinlenmesi ve kayda alınmasının anayasal hak ihlali oluşturduğuna karar verdi.

Yasama Organı ve İdarenin AYM’nin Nasuh Sert Kararı Sonrasında Atması Gereken Adımlar

Anayasa Mahkemesinin Nasuh Sert kararı karşısında, hukuk devletinin gereği olarak yasama organının ve Adalet Bakanlığının yeni ve kapsamlı bir düzenlemeye gitmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu bağlamda yapılacak düzenlemede şu kriterleri kapsaması gerekmektedir.

1) Sisteme bilgi girişi mutlaka meşru bir amaca dayanmalıdır. Kayıt altına alma yetkisinin hangi somut suç tipleri veya güvenlik riski oluşturan hâllerle sınırlı olduğu kanunla netleştirilmeli; mahkûmiyete konu suçun niteliğine veya mahpusun statüsüne göre bir ayrım gözetmeyen tüm telefonların sistemli biçimde dinlenmesi ve kaydedilmesi uygulamalarından vazgeçilmelidir (Nasuh Sert, § 31).

2) Yapılacak yasal düzenlemede; hangi verilerin toplanabileceği, bu verilerin kimlerle ve hangi şartlarda paylaşılabileceği, bu süreçte izlenecek usuller şüpheye yer bırakmayacak şekilde net ve ayrıntılı olarak belirlenmelidir (Nasuh Sert, § 26, 27). Söz konusu sisteme ilişkin düzenleme, yetkili makamlara sınırsız bir alan bırakmamalıdır.

3) Mahpusun kaydedilen görüşmelerinin sistemde ne kadar süreyle saklı tutulacağı, verilerin imha süreçleri ve kişisel verilerin korunması bağlamında şeffaflaştırılması sağlanmalıdır (Nasuh Sert, § 31).

4) Verilerin üçüncü kişilerin erişimine ve kullanımına hangi koşullarda açılacağı, İnfaz Kurumu tarafından hangi mercilerle paylaşılabileceği ile mahremiyetin nasıl korunacağı hususlarında tereddüte yer vermeyen açık kurallar bulunmalıdır (Nasuh Sert, § 31). İdarenin takdir yetkisinin sınırlarını çizen, muhatapların yetki aşımı ve keyfî uygulamalara karşı yeterli güvenceye sahip olmasını temin eden bir yasal çerçeve oluşturulmalıdır.

Sonuç

Anayasa Mahkemesinin Nasuh Sert kararı, ceza infaz kurumlarındaki haftalık telefonla sesli ve görüntülü görüşmelerin dinlenmesi ve kayda alınmasının anayasada düzenlenen bireyin özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına ve haberleşme hürriyetine müdahale oluşturduğu hususu tescil edilmiş oldu. Kararın ortaya koyduğu en temel gerçek, mevcut uygulamanın toptancı ve güvencesiz yapısının açık bir yasal boşluk ve hak ihlali oluşturduğudur. Bu yeni ihlal kararı, kapalı görüşlerin kayda alınmasına dair yasal düzenleme benzeri bir düzenlemenin haftalık telefon görüşmelerinin kayda alınması uygulamasında da yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Öte yandan, bu yasal boşluk giderilene kadar doğan mağduriyetlerin ortadan kaldırılması hukuki bir zorunluluktur. Bu aşamada mahpusların idareye başvurarak hukuki dayanağı ve güvencesi olmayan kayıtların imha edilmesini talep etmeleri ve durumu dava ve tazminata konu etmeleri olasıdır. Yapılacak yeni düzenleme; sistemi bütünüyle ortadan kaldıran bir yasaktan ziyade, bireyselleştirilmiş kriterlere dayanan, kanuni sınırları net ve keyfîliğe karşı katı güvencelerle donatılmış hukuki bir çerçeveyi içermesi gerekmektedir.

Katıl

Yorumunuzu paylaşın veya soru sorun.

Yorumunuz bize ulaşır; okuyup değerlendirdikten sonra yazının altında paylaşırız.
Sorunuz bize ulaşır; uygun görülürse yanıtıyla birlikte bu sayfada paylaşılır.
Tüm Yazılara Dön