AVUKATIN YAPAY ZEKÂYA MÜVEKKİL BİLGİLERİNİ YÜKLEMESİNİN VERİ GİZLİLİĞİ VE MESLEKİ SIR SAKLAMA AÇISINDAN RİSKLERİ
Yapay zekâ platformları, hukuk bürolarının günlük çalışma araçlarından biri haline geldi veya bu yönde hızla ilerliyor. Dilekçe taslakları hazırlamak, yüzlerce sayfalık karmaşık belgeleri özetlemek, olayları kronolojik sıraya koymak veya hukuki metinleri sadeleştirmek amacıyla ChatGPT ve benzeri yapay zekâ destekli birçok araçtan yararlanmak, avukatlara zaman ve emek açısından büyük bir kolaylık sağlamaktadır. Ancak bu kullanım kolaylığı özellikle müvekkil bilgilerinin rahatlıkla yapay zekâ platformlarına yüklenmesinin ne derece güvenli olduğu sorusunu ister istemez akla getirmektedir.
Çünkü siber saldırı, verilerin sızdırılması veya manipüle edilmesi gibi riskler, mesleki sır saklama ve veri güvenliğini sağlama sorumlulukları dikkate alındığında, duyulan endişelerin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu teknolojik kolaylıkların taşıdığı riskler sebebiyle onlardan uzaklaşmak yerine, veri güvenliğini sağlayarak bu teknolojileri en faydalı birer yardımcı araç hâline getirmek mümkündür.
Bir avukat açısından müvekkil bilgilerinin yapay zekâya aktarılması yalnızca 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ile sınırlı değil, aynı zamanda Avukatlık Kanununun 36. maddesindeki sır saklama yükümlülüğünün yerine getirilmesi açısından da önemlidir.
KVKK bakımından müvekkilden açık rıza alınması halinde her verinin yapay zekaya yüklenebileceği düşüncesi doğru bir yaklaşım sayılamaz. Çünkü avukatın vakıf olduğu bilgiler yalnızca bir 'kişisel veri'den ibaret değildir; müvekkilin ticari sırları, aile hayatı, malvarlığı, stratejik hedefleri veya devam eden bir yargılamadaki hayati savunma argümanları, aynı zamanda birer meslek sırrı niteliğindedir.
Dolayısıyla yapay zekâ kullanımında veri minimizasyonu, yani amaca en uygun ve sınırlı veri kullanımı avukat için sadece teknik bir önlem değil, aynı zamanda mesleki bir özen yükümüdür. Buradaki temel yaklaşım, “yapay zekâya ne kadar çok bilgi verirsem o kadar doğru sonuç alırım” düşüncesinin her zaman geçerli olmadığıdır. Hukuki analiz için gerekli olmayan kimlik, iletişim, finansal veya özel nitelikli bilgilerin sisteme aktarılması, analiz kalitesine zorunlu bir katkı sağlamadığı gibi veri güvenliği bakımından ek bir risk oluşturabilir. Bu nedenle avukat, her veri bakımından “Bu bilgi gerçekten bu hukuki analiz için gerekli mi?” sorusunu sormalıdır.
Yapay zekânın yadsınamaz kolaylıklarından yararlanırken alınacak basit bir kısım önlemler karşılaşılacak riskleri önemli ölçüde azaltabilir.
Örneğin veri girişinde kişilerin gerçek bilgilerini yüklemek yerine hukuki problemin anlatılmasına odaklanmak bir yöntem olabilir.
Çünkü yapay zekânın doğru bir hukuki analiz yapabilmesi için olayın taraflarının gerçek kimliklerini bilmesine ihtiyacı yoktur. Onun için çözdürmek istediğimiz bir hukuki sorun istemini (promptunu);
"Müvekkilim Ahmet Ak (T.C.: 12345678901), Şişli'deki XYZ İnşaat A.Ş. işyerinde 8 yıl çalıştı. İstanbul 90. İş Mahkemesinin 2023/123 E. sayılı dosyasından işçilik alacakları talep ediyoruz..." şeklinde vermek gereksiz bilgi yükü ve risktir.
Ama, "Müvekkilim davacı özel sektörde 8 yıldır çalışan bir işçidir. İş sözleşmesi işveren şirket tarafından feshedilmiştir. Kıdem, ihbar ve fazla çalışma alacaklarına ilişkin bir analiz yap ve taslak dilekçe hazırla..” şeklinde bir istem (prompt ) vermek ise daha güvenli olacaktır.
Benzer şekilde, yapay zekâya bir dilekçe veya dosya özeti yüklenirken, gerçek ve tüzel kişilerin gerçek isimleri, T.C. kimlik numaraları, pasaport, IBAN, açık adres ve dosya numaraları gibi resmî bilgilerin, sağlık sorunlarının, cinsel hayata dair ayrıntıların, dini, siyasi temayüllerin veya kişilerin çocuklarına ait özel bilgilerin perdelenerek girilmesi risk faktörünü azaltacaktır.
Öte yandan, yapay zekâ şirketinin sunucu güvenliğini sağlaması kadar önemli bir diğer konu da avukatın kendi dijital hesaplarının güvenliğidir. Çünkü bu konu da sır saklama sorumluluğunun bir parçasıdır.
Sohbet geçmişinde onlarca dosyaya ait özel veriler biriktiğinde, hesabın ele geçirilmesi (şifre hırsızlığı, oltalama vb.) halinde tek bir vaka değil, büronun tüm dijital arşivi aynı anda tehlikeye düşebilir.
Bu sebeple güçlü, karmaşık ve benzersiz şifrelerin kullanılması, iki aşamalı doğrulamanın etkinleştirilmesi, özel hukuki analizler tamamlandıktan sonra sohbet geçmişinin temizlenmesi gibi önlemler yapay zekâyı bir risk olmaktan çıkarıp güvenli bir mesleki yardımcıya dönüştürebilecektir.
Yapay zekâ kullanımında güvenli veri girişleri kadar önemli başka bir konu da bu sistemlerin ürettiği sonuçların hukuki doğruluğunun denetlenmesidir. Çünkü yapay zekâ sistemlerinin zaman zaman ‘halüsinasyon’ olarak adlandırılan hatalı veya gerçeğe dayanmayan çıktılar üretebildiği bilinmektedir. Bu platformların örneğin var olmayan Yargıtay içtihatları uydurduğu veya mevzuat hükümlerini yanlış yorumlayabildiği malumdur. O nedenle yapay zekânın ürettiği çıktıların, avukatın denetim ve süzgecinden geçmeden doğrudan dilekçeye veya sunuma aktarılmasının ayrı bir mesleki risk oluşturacağı hususu nazardan uzak tutulmamalıdır.
Günümüzde avukatların bu yapay zeka teknolojilerinden uzak durması beklenemez. Her ne kadar veri paylaşımı ve kullanımında bir kısım riskler mevcut ise de bu riskleri en aza indirerek bu araçları güvenli birer yardımcıya dönüştürmek ve teknolojinin sunduğu faydalardan en verimli şekilde yararlanmak mesleki açıdan önemli bir kazanım sayılacaktır.