Anayasa Mahkemesi İhlal Kararı Sonrası Yeniden Yargılama: Amaç İhlali Gidermek mi, Mahkûmiyeti Yeniden Kurmak mı?
Anayasa Mahkemesinin (AYM) bireysel başvuru üzerine verdiği ihlal kararlarından sonra yapılan yeniden yargılama ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311 ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumu, uygulamada zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kurumun hukuki dayanağı, amacı ve kapsamı aynı değildir. Bu ayrımın doğru yapılması, başvurucunun haklarının etkin biçimde korunması ve ihlal kararlarının amacına uygun şekilde uygulanması bakımından büyük önem taşımaktadır.
AYM, bireysel başvuru sonucunda bir temel hak ihlali tespit ettiğinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar verebilir. Nitekim 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanununun 50. maddesinin ikinci fıkrasında;
"Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
hükmüne yer verilmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: AYM'nin ihlal kararı üzerine yapılan yeniden yargılama, davanın baştan görülmesini amaçlayan yeni bir yargılama değildir. Aksine bu düzenleme, ihlale neden olan usul veya esas eksikliğinin giderilmesini ve başvurucunun uğradığı anayasal hak ihlalinin etkili biçimde ortadan kaldırılmasını amaçlayan kendine özgü bir yeniden yargılama sistemidir.
Bu yönüyle AYM'nin ihlal kararı üzerine yapılan yeniden yargılama, Ceza Muhakemesi Kanununun 311 ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan da farklı bir hukuki niteliğe sahiptir. Zira CMK'daki yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü bir kanun yolu olup kanunda sayılan sınırlı sebeplerin varlığına bağlıdır. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama kararı 6216 sayılı Kanunun 50. maddesine dayanmakta olup temel amacı, tespit edilen anayasal ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle AYM kararı üzerine yapılan yeniden yargılamanın kapsamı ve amacı, CMK'da düzenlenen klasik yargılamanın yenilenmesi kurumuyla birebir örtüşmemektedir (AYM, B. No: 2020/32949).
Acaba AYM'nin ihlal kararı sonrasında yerel mahkeme yalnızca ihlale konu eksiklikleri gidermekle mi yükümlüdür, yoksa dosyaya sonradan giren yeni tanıkları, yeni teknik raporları veya başka delilleri de değerlendirerek tamamen yeni bir yargılama yapabilir mi?
Örneğin Anayasa Mahkemesi;
"Tanıkların duruşmada usulüne uygun dinlenmemesi ve sanığa soru sorma imkânı verilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ihlal edilmiştir." şeklinde bir ihlal kararı vermiş olsun.
Bu durumda yerel mahkemenin öncelikli görevi; ihlale konu olan tanıkları yeniden dinlemek, sanığa soru sorma hakkını tanımak ve Anayasa Mahkemesinin tespit ettiği usul eksikliğini gidermek olmalıdır.
Bununla birlikte uygulamada zaman zaman yeniden yargılama sırasında dosyaya sonradan giren yeni tanık beyanlarının, teknik raporların veya ilk yargılama sırasında bulunmayan başka delillerin de hükme esas alındığı görülmektedir.
Gerçekten de mevcut hukuk sistemimizde, "AYM yeniden yargılamasında sonradan ortaya çıkan hiçbir yeni delil değerlendirilemez." şeklinde açık bir kanun hükmü veya yerleşik bir yüksek mahkeme içtihadı bulunduğunu söylemek mümkün değildir (AYM, B. No: 2016/7967).
Ancak yeniden yargılamanın temel amacının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak olduğu dikkate alındığında, mahkemenin bu süreci adeta yeni bir tahkikat veya önceki mahkûmiyeti farklı deliller üzerinden yeniden inşa etme fırsatına dönüştürmesi, bireysel başvuru kurumunun amacı bakımından ciddi anayasal tartışmaları da beraberinde getirebilecektir.
Özellikle Anayasa Mahkemesinin yalnızca tanıkların usulüne uygun dinlenmemesi nedeniyle ihlal kararı verdiği bir dosyada, yeniden yargılamanın ağırlık merkezinin sonradan dosyaya giren farklı delillere kaydırılması; yeniden yargılamanın amacının dışına çıkıldığı yönünde değerlendirmelere yol açabilecektir.
Yeniden yargılamanın anayasal amacı dikkate alındığında, başvurucu lehine verilen bir Anayasa Mahkemesi ihlal kararı; yerel mahkeme bakımından önceki mahkûmiyet kararını farklı delillerle yeniden kurma veya önceki hükmü her hâlükârda ayakta tutma fırsatına dönüştürülmemelidir. Yeniden yargılamanın temel amacı, mahkemenin önceki kararını haklı çıkarmak değil; Anayasa Mahkemesinin tespit ettiği ihlali ve bu ihlalin doğurduğu sonuçları etkili biçimde ortadan kaldırmaktır.
Aksi hâlde bireysel başvuru yolu, hak ihlalini gideren anayasal bir güvence olmaktan uzaklaşarak; başvurucunun ilk yargılamada hiç karşılaşmadığı yeni delillerle yüz yüze geldiği ikinci bir yargılama sürecine dönüşebilecektir. Böyle bir kabul ise bireysel başvuru kurumunun varlık amacı, ihlalin giderilmesi ilkesi ve hukuki güvenlik anlayışıyla bağdaşmayacağı açıktır.
Öte yandan mahkemenin, yeni delilleri değerlendirmeyi hukuken mümkün gördüğü bir durumda dahi Ceza Muhakemesi Kanununun 217. maddesini göz ardı etmemesi gerektiği açıktır. Böyle bir durumda; deliller duruşmada ortaya konulmalı, tarafların bilgisine sunulmalı, sanığa bu delillere karşı etkili savunma yapma imkânı tanınmalıdır. Yeniden yargılama sonunda mahkemenin, CMK'nun 323/2. maddesi uyarınca önceki mahkûmiyetten daha ağır bir cezaya hükmetmesi mümkün değildir.
Ancak bu hüküm yalnızca cezanın miktarına ilişkindir. Buna karşılık yeniden yargılamanın kapsamını, hangi delillerin değerlendirilebileceğini veya Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının sınırlarını belirlememektedir.
Bu nedenle yalnızca önceki cezanın artırılmamış olması, yeniden yargılamanın anayasal sınırlar içinde yürütüldüğü sonucunu tek başına göstermeye yetmeyebilir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi ihlal kararı üzerine yapılan yeniden yargılamanın temel amacı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır. Yerel mahkeme, ihlali gidermek için gerekli işlemleri yapmakla yükümlüdür.
Mevcut hukuk sisteminde, yeniden yargılama sırasında sonradan ortaya çıkan yeni delillerin hiçbir şekilde kullanılamayacağını söyleyen açık bir kanun hükmü veya yerleşik bir yüksek mahkeme içtihadı bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, kanaatimizce mesele yalnızca yeni delillerin kullanılıp kullanılamayacağı meselesi değildir. Asıl tartışılması gereken husus; Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine başlatılan yeniden yargılamanın, önceki mahkûmiyet kararını yeni delillerle koruma veya yeniden kurma aracına dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir.
Şüphesiz mahkeme, yeniden yargılama sırasında usulüne uygun şekilde ortaya çıkan ve hukuken değerlendirilebilir nitelikteki delilleri göz ardı edemez. Ancak bu durum, yeniden yargılamanın ağırlık merkezinin Anayasa Mahkemesinin tespit ettiği ihlalin giderilmesinden uzaklaştırılarak, ilk yargılamada bulunmayan yeni deliller üzerinden önceki mahkûmiyetin yeniden inşa edilmesini haklı kılmaz.
Bireysel başvuru kurumunun anayasal işlevi; mahkemelere önceki mahkûmiyet kararlarını farklı delillerle güçlendirmek değil, temel hak ihlallerini etkili biçimde gidermektir. Aksi yöndeki bir uygulama, bireysel başvuruyu hak ihlallerini gideren bir anayasal güvence olmaktan uzaklaştırarak, başvurucu bakımından yeni aleyhe sonuçlar doğurabilecek ikinci bir muhakeme sürecine dönüştürme riskini beraberinde getirebilir. Bu nedenle yeniden yargılamanın ağırlık merkezi, her durumda Anayasa Mahkemesinin belirlediği ihlalin ve onun doğurduğu sonuçların giderilmesi olmalıdır.