Yargı Kalemi
İş Hukuku

12. Yargı Paketi ile Belirsiz Alacak Davası Tarihe mi Karışıyor? İşçiler İçin Gerçekten Ne Değişecek?

12. Yargı Paketi ile Belirsiz Alacak Davası Tarihe mi Karışıyor? İşçiler İçin Gerçekten Ne Değişecek?

İş hukukunda açılan davaların önemli bir bölümü, kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti veya ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi işçilik alacaklarına ilişkindir. Bu davalarda işçilerin en sık karşılaştığı sorunlardan biri ise hak ettikleri alacağın varlığını bilmelerine rağmen miktarını dava açtıkları gün kesin olarak hesaplayamamalarıdır.

İşte bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla Türk hukukuna kazandırılan belirsiz alacak davası, yıllardır özellikle iş mahkemelerinde en çok kullanılan dava türlerinden biri olmuştur. Ancak son dönemde kamuoyunda en çok konuşulan hukuk başlıklarından biri, 12. Yargı Paketi kapsamında bu dava türünün kaldırılmasının gündeme gelmesidir.

Peki gerçekten belirsiz alacak davası kaldırılıyor mu? İşçiler artık bu davayı açamayacak mı? Yıllardır uygulanan sistem neden değiştirilmek isteniyor? Ve en önemlisi, teklif edilen yeni düzenleme işçilerin hak arama özgürlüğünü aynı ölçüde koruyabilecek mi?

Bu yazıda, belirsiz alacak davasını sade bir dille ele alacak; uygulamada yaşanan sorunları ve 12. Yargı Paketi ile önerilen değişikliğin olası etkilerini değerlendireceğiz.

Önemli Hatırlatma: Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla 12. Yargı Paketi kapsamında HMK m.107'ye ilişkin önerilen değişiklik henüz kanunlaşmamıştır. Dolayısıyla yazıda, yürürlükteki hukuk ile teklif edilen düzenleme birbirinden açıkça ayrılarak açıklanmaktadır.

Belirsiz Alacak Davası Nedir?

Belirsiz alacak davası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesinde düzenlenen özel bir dava türüdür. Bu dava, davacının alacağının varlığını bilmesine rağmen, miktarını dava açtığı tarihte objektif olarak tam ve kesin biçimde belirleyemediği durumlarda açılır.

Bu tanım ilk bakışta teknik görünebilir. Oysa günlük hayatta bunun oldukça basit örnekleri vardır.

Diyelim ki bir işçi altı yıl boyunca aynı işyerinde çalışmış ve iş sözleşmesi işveren tarafından sona erdirilmiştir. İşçi, kıdem tazminatına, kullanılmayan yıllık izin ücretine ve fazla çalışma ücretine hak kazandığını düşünmektedir. Ancak dava açacağı gün şu soruların cevabını kesin olarak bilmemektedir:

  • - İşveren hangi brüt ücreti esas alacaktır?

    - Bordrolar gerçeği yansıtmakta mıdır?

    - Elden yapılan ödemeler dikkate alınacak mıdır?

    - Gerçek fazla mesai süresi nasıl belirlenecektir?

    - İşverenin elindeki puantaj kayıtları ne göstermektedir?

İşçi alacağının var olduğunu bilmektedir; fakat ne kadar olduğunu henüz kesin olarak hesaplayamamaktadır.

İşte belirsiz alacak davası tam da bu noktada devreye girer.

Bu Dava Neden Hukuk Sistemimize Getirildi?

Belirsiz alacak davasının amacı, işçiye ayrıcalık sağlamak değildir. Amaç, davacının yalnızca alacağını tam hesaplayamadığı için dava açma hakkını kaybetmesini önlemektir.

Kanun koyucu şu düşünceden hareket etmiştir:

Hiç kimse, henüz bilemeyeceği bir alacak miktarını kesin olarak hesaplayamadığı için mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakılmamalıdır.

Özellikle iş hukukunda, ücret bordroları, giriş-çıkış kayıtları, puantaj çizelgeleri, izin kayıtları ve diğer birçok belge çoğu zaman işverenin elindedir. İşçi ise bu belgelere dava açmadan önce ulaşamayabilir.

Bu nedenle alacağın tam miktarı çoğu dosyada ancak mahkemenin topladığı deliller ve bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Belirsiz alacak davası da işte bu tür ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır.

İş Hukukunda Neden Bu Kadar Önemlidir?

Belirsiz alacak davası teorik olarak farklı özel hukuk uyuşmazlıklarında da açılabilir. Ancak uygulamada en yoğun kullanım alanı iş hukukudur.

Bunun nedeni oldukça belirgindir.

İş ilişkisi boyunca; çalışma sürelerine ilişkin kayıtlar, ücret bordroları, fazla mesai çizelgeleri, izin belgeleri, elektronik giriş-çıkış kayıtları, çoğunlukla işveren tarafından tutulmaktadır.

İşçi çoğu zaman yalnızca fiilen ne kadar çalıştığını bilmektedir. Bu çalışmanın hukuken ne kadar alacağa dönüştüğünü ise dava açmadan önce kesin olarak hesaplayamaz.

Bu nedenle özellikle şu işçilik alacaklarında belirsiz alacak davası uygulamada sıkça görülmektedir: fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti, bazı durumlarda kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacakları.

Ancak burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekir.

Her İşçilik Alacağı Doğrudan Belirsiz Alacak Sayılır mı?

Hayır. Belirsiz alacak davasında belirleyici olan, alacağın adı değildir. Esas soru şudur:

Davacı, dava açtığı tarihte alacağının miktarını objektif olarak belirleyebiliyor muydu?

Eğer cevap "evet" ise, belirsiz alacak davası açılması her zaman mümkün olmayabilir.

Eğer cevap "hayır" ise, HMK m.107. maddenin koruma amacı tam da burada ortaya çıkar.

Bu nedenle aynı alacak kalemi, bir dosyada belirsiz alacak davasına konu olabilirken; başka bir dosyada olmayabilir. Örneğin kıdem tazminatı bakımından durumu ele alırsak; son ücret, çalışma süresi, kıdeme esas ödemeler tartışmasız ise hesaplama çoğu zaman mümkündür.

Buna karşılık ücretin gerçek miktarı, primler veya ek ödemeler konusunda uyuşmazlık bulunuyorsa, dava açıldığı tarihte kesin hesap yapmak objektif olarak mümkün olmayabilir.

Dolayısıyla önemli olan alacağın ismi değil, somut olayın özellikleridir.

Uygulamada En Büyük Tartışma Neydi?

Belirsiz alacak davası yıllar içinde iş hukukunun en çok tartışılan kurumlarından biri hâline geldi.

İlginç olan ise tartışmanın, bu dava türünün gerekli olup olmadığı konusunda değil; hangi alacakların gerçekten belirsiz sayılması gerektiği konusunda yoğunlaşmasıydı.

Bir mahkeme aynı nitelikteki bir alacağı belirsiz kabul ederken, başka bir mahkeme bunun dava tarihinde hesaplanabileceği sonucuna ulaşabiliyordu. Bu durum zamanla usul tartışmalarını artırdı.

Doktrinde belirsiz alacak davasının amacı konusunda genel bir uzlaşma bulunmakla birlikte, uygulama alanının sınırları konusunda farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Özellikle Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez ve Prof. Dr. Muhammet Özekes'in de benimsediği yaklaşımda, HMK m.107'nin temel amacının, alacağını dava tarihinde objektif olarak belirleyemeyen davacının hak arama özgürlüğünü korumak olduğu vurgulanmaktadır. Buna karşılık bazı yazarlar ise kurumun uygulama alanının zamanla genişlediğini, hangi alacakların gerçekten "belirsiz" sayılacağı konusunda farklı yorumların ortaya çıktığını ve bunun usul hukukunda öngörülebilirliği olumsuz etkileyebildiğini belirtmektedir.

Dikkat çekici olan nokta ise şudur: Her iki görüş de belirsiz alacak davasının amacını büyük ölçüde kabul etmekte; asıl tartışma kurumun uygulama sınırlarında toplanmaktadır.

12. Yargı Paketi ile Ne Değiştirilmek İsteniyor?

İşte tam da bu noktada 12. Yargı Paketi gündeme gelmektedir.

Kamuoyunda çoğu zaman "belirsiz alacak davası kaldırılıyor" şeklinde özetlenen değişiklik, aslında bundan biraz daha kapsamlıdır.

Teklifte, HMK m.107'nin yürürlükten kaldırılması ve bunun yerine kısmi dava sisteminin güçlendirilmesi öngörülmektedir.

Buna göre davacı, alacağının tamamını dava açarken göstermek zorunda olmayacak; belirli şartlar altında talebini aynı dava içinde artırabilecek ve artırılan kısım bakımından da zamanaşımının dava tarihi itibarıyla kesilmiş sayılması sağlanacaktır.

Başka bir ifadeyle, teklif edilen sistem hak arama imkânını tamamen ortadan kaldırmayı değil, bu korumayı farklı bir usul tekniğiyle sürdürmeyi amaçlamaktadır.

Bu Değişiklik Neden Gündeme Geldi?

Belirsiz alacak davasının kaldırılmasının gündeme gelmesi, bu kurumun başarısız olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, yıllardır uygulanan sistemin bazı yönlerden önemli bir ihtiyacı karşıladığı genel olarak kabul edilmektedir. Ancak uygulamada ortaya çıkan farklı yorumlar, zaman içinde yeni bir düzenleme ihtiyacını da beraberinde getirmiştir.

Özellikle şu soruların mahkemeler tarafından her olayda aynı şekilde cevaplanamaması dikkat çekmiştir:

  • - Hangi alacak gerçekten belirsizdir?

    - Davacı alacağını dava açtığı gün objektif olarak hesaplayabilir miydi?

    - Aynı nitelikteki bir işçilik alacağı neden bir mahkemede belirsiz kabul edilirken başka bir mahkemede farklı değerlendirilmektedir?

Bu farklı uygulamalar, hem taraflar hem de uygulayıcılar açısından hukuki öngörülebilirliği azaltmış; davanın esasına geçilmeden önce usule ilişkin tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur.

Kanun teklifinin gerekçesi incelendiğinde de temel amacın, bu tartışmaları azaltarak daha sade ve öngörülebilir bir usul sistemi oluşturmak olduğu görülmektedir. Dolayısıyla değişiklik, yalnızca bir dava türünü ortadan kaldırmayı değil; uygulamada yaşanan tereddütleri gidermeyi hedeflemektedir.

İşçiler Açısından Gerçekten Ne Değişecek?

Kamuoyunda en çok merak edilen konu budur. İlk bakışta "belirsiz alacak davası kaldırılıyor" ifadesi, işçilerin önemli bir hakkını kaybedeceği izlenimini oluşturabilir. Ancak teklif dikkatle incelendiğinde, kanun koyucunun hedefinin hak arama özgürlüğünü daraltmak değil; bunu farklı bir usul uygulaması içinde sürdürmek olduğu anlaşılmaktadır.

Elbette bu hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağını bugünden kestirmek mümkün değildir. Çünkü bir hukuk kuralının başarısı yalnızca kanun metnine göre değil, uygulamada kazandığı yoruma da bağlıdır.

Eğer yeni sistem, davacının alacağını sonradan artırabilmesini ve zamanaşımı bakımından korunmasını etkin biçimde sağlayabilirse, işçilerin hak arama imkânı büyük ölçüde korunabilir.

Buna karşılık uygulamada yeni düzenleme farklı yorumlara yol açarsa, bu kez de talep artırımı, zamanaşımı ve usul işlemleri konusunda yeni tartışmaların ortaya çıkması mümkündür.

Bu nedenle bugün için söylenebilecek en temel şey şu olacaktır:

12. Yargı Paketi'nin gerçek etkisi, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra mahkemelerin geliştireceği uygulamayla şekillenecektir.

İşverenler ve Avukatlar Açısından Olası Sonuçlar

Teklif yalnızca işçileri değil, işverenleri ve uygulayıcı avukatları da yakından ilgilendirmektedir.

İşverenler bakımından en önemli beklenti, "belirsiz alacak mı, kısmi dava mı?" tartışmalarının azalması ve usul kurallarının daha öngörülebilir hâle gelmesidir.

Avukatlar açısından ise dava stratejilerinin yeniden şekillenmesi söz konusu olabilir. Özellikle davanın hangi türde açılacağı, talep artırımının hangi aşamada yapılacağı ve zamanaşımına ilişkin değerlendirmeler yeni sistemde daha da önem kazanacaktır.

Bu nedenle teklif kanunlaşırsa, uygulamanın ilk yıllarında verilecek ilk derece mahkemesi kararları ile istinaf ve Yargıtay uygulaması büyük önem taşıyacaktır.

Sonuç: Belirsiz Alacak Davası Tarihe mi Karışıyor?

Bugün için bu soruya verilecek en doğru cevap şudur: Henüz hayır.

Çünkü belirsiz alacak davasını değiştirmeyi öngören düzenleme, bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla henüz yasalaşmamıştır. Mevcut hukuk düzeninde HMK.’nun 107. maddesi yürürlüktedir ve şartları bulunan kişiler belirsiz alacak davası açmaya devam edebilir.

Bununla birlikte, teklif yasalaşırsa HMK.’da önemli bir değişiklik yaşanacaktır. Ancak bu değişikliği yalnızca "belirsiz alacak davası kaldırılıyor" şeklinde özetlemek doğru değildir.

Asıl değişiklik, belirsiz alacak davasının uygulamada sağladığı bazı güvencelerin güçlendirilmiş bir kısmi dava sistemi içinde yeniden düzenlenmek istenmesidir. Bu yeni modelin uygulamada başarılı olup olmayacağını ise zaman gösterecektir.

Son olarak

Belirsiz alacak davası, özellikle iş hukuku alanında yıllardır hak arama özgürlüğünü güçlendiren önemli usul kurumlarından biri olmuştur. İşçinin alacağını dava açtığı gün tam olarak hesaplayamaması, çoğu zaman kendi kusurundan değil; gerekli bilgi ve belgelerin işverenin elinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Kanun koyucu da bu gerçeği dikkate alarak HMK.’nun 107. maddesini hukuk sistemine kazandırmıştır.

Bugün ise aynı ihtiyaç, farklı bir usul modeliyle karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu yeni yaklaşımın başarılı olup olmayacağını belirleyecek olan yalnızca kanun metni değil; uygulamanın istikrarı, mahkemelerin yorumları ve zaman içinde oluşacak içtihatlar olacaktır.

Bu nedenle, kamuoyunda yer alan kısa haber başlıklarıyla yetinmek yerine değişikliğin kapsamını doğru anlamak büyük önem taşımaktadır. Hukukta bazen aynı sonuca farklı yollarla ulaşılabilir. Asıl önemli olan ise, hangi yol tercih edilirse edilsin hak arama özgürlüğünün etkin biçimde korunmasıdır.


Hukuki Uyarı

Bu yazı, yürürlükte bulunan mevzuat ile yazının yayıma hazırlandığı tarihte TBMM gündeminde bulunan kanun teklifleri esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

Her hukuki uyuşmazlık kendi somut olayına göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle burada yer alan açıklamalar, hukuki danışmanlık veya avukat görüşü yerine geçmez. Hak kaybı yaşanmaması için somut olayın özelliklerine göre bir hukukçudan profesyonel destek alınması önemlidir.



Katıl

Yorumunuzu paylaşın veya soru sorun.

Yorumunuz bize ulaşır; okuyup değerlendirdikten sonra yazının altında paylaşırız.
Sorunuz bize ulaşır; uygun görülürse yanıtıyla birlikte bu sayfada paylaşılır.
Tüm Yazılara Dön